Sosyal(!) Medya ve Mahremiyet

Facebook, WhatsApp, Instagram, (…) kullanıyorsanız bu yazıyı okumanız gerektiğini düşünüyorum -tabi ki önce bu yazı, daha sonra araştıracağınız diğer yazılar-. Bu yazı özgürlük, mahremiyet ve sosyal medya ilişkisi üzerine derlenmiş birkaç yazıdan oluşacak. Masum görünen sosyal(!) medya uygulamaları/siteleri bizi nasıl izliyor, nasıl pazarlıyor bunu birlikte inceleyeceğiz. Okumaya vakti olmayanları düşünerek genel bir giriş paragrafı yazmaya karar verdim, giriş paragrafından sonra detayları içeren paragraflar ve sonuç olarak tavsiyeler paragrafı olacak; vakti olmayanlar sadece giriş ve sonuç paragraflarını konuyu daha sonra araştırmak üzere şimdilik fikir olsun amacıyla okuyabilirler.

Sosyal(!) Medyayının Mahremiyetimize Saygısı Ne?

Bu sitelerin/uygulamarın gelirlerini hiç incelediniz mi? Facebook gelirlerini araştırırken şöyle bir başlığa denk geldim: Facebook’taki her hesap Zuckerberg’e 9 dolar kazandırdı! Biz ücretsiz üye oluyoruz, ödeme de yapmıyoruz, nasıl para kazanıyor bu sosyal medya? Öyle değil mi? Başlığa bakın her hesap için gelir elde ediliyor. Her yeni üyeliğin tek ortak noktası: Okumadan işaretlenen “Okudum, kabul ediyorum.” seçeneği. Okumadan kabul ettiğimiz o uzun sözleşmede, kişisel verilerimizin işleneceği, cihazlarımızın izleneceği ve ayrıca bu toplanan verilerin ortaklarla paylaşılabileceği yazıyor. “Benim saklayacak bir şeyim yok, ne alıyorlarsa alsınlar.” derken bir daha düşünün: Bizden aldıkları ne varsa, onları en zenginler listesine çıkardı. Siz bile değerinizin farkında değilsiniz, onların farkında olduğu kadar… Evliliğiniz, ilişkileriniz, yıl dönümleriniz, etnik kökeniniz, konumunuz, takip ettiğiniz diziler/filmler/oyunlar, kredi kartı kullanımınız, kullandığınız makyaj malzemeleri, para harcadığınız tüm ürünler, aracınızın markası ve modeli ve daha birçok ciddi bilginizi “Okudum ve kabul ediyorum” diyerek birçok firmayla paylaştınız! Okumaya Devam Et

Felatun Bey ile Rakım Efendi, Gizem, Ben

Başlığa “Tahsin Müdür(Behzat Ç.)” de ekleyelim, O da var  Ayrıca bizi de Rakım Efendi’nin yanına koydum, aslında hiç başlamadan biter oyun da neyse hadi devam edelim 

İlk tiyatro yazımı yazıyorum, tamamen acemi bir yazı olacağını söylemek istiyorum en baştan, çünkü sinemaya gitmediğim gibi tiyatroya da gitmiyorum. Bu konuda kendime çok kızıyorum, her defasında tiyatroyu takip etme kararı alıp uygulayamıyorum. Bir de buraya yazarak karar vereyim, belki faydası olur düzenli takip ederim tiyatroyu  Ha bu arada yazı tiyatro eleştirisi falan olmayacak, öyle günlük gibi

Önce Gizem’den bahsedeyim, O’nu tanıyın… Birlikteyken dolu dolu vakit geçirdiğimiz, güldüğümüz, eğlendiğimiz ve defalarca dünyayı kurtarma hayalleri kurduğumuz günlerin kahramanı; bir arkadaş, bir dost, bir kardeş…(Burada bu kadar betimleme yeter hem değerli şeyler her yerde konuşulmaz, özü bizde kalsın )

Geçen hafta ders arasında bir arkadaşım tiyatroya gittiğinden bahsedince “ulan bee, ben de gideyim bir ara” diyorum, iki gün sonra telefonuma mesaj geliyor “Salı günü tiyatroya gidiyoruz, itiraz istemiyorum.” ve mesajlaşma devam ediyor gideceğimiz oyun, ders arasında konuştuğumuz çocuğun gittiği oyun..  Okumaya Devam Et

Uzayın Fotoğrafını Çekmek

Her zamanki gibi bu hafta da okulun sıkıcı “Seminer” dersine girecektim, her hafta biri veya birileri geliyor oturdukları yerde slayt izlettirip gidiyordu bu yüzden girmeyi hiç istemiyordum, ama bu kez konuşmacı ilgimi çekmişti: Tubitak UZAY’dan Egemen İmre… Vay be ilk defa okul ilgimi çekmişti, okulda birileri UZAY diyecekti, şaşırmıştım. Tabi ki hemen koyvermedim kendimi, “ya beklediğim gibi olmazsa” diye bilgisayarımı alıp girdim seminer salonuna, baktım sıkıcı gidiyor, play a game 

Salona girdim, vay be o da neydi… Konuşmacı gezinerek dinleyicilere sorular soruyor, espri yapıyor, o kadar rahat ki. Ulan bu adam dinlenir dedim, kapattım bilgisayarı dinlemeye koyuldum.

Uzay istasyonu gören var mı?” diye soruyor…

Tabi ki herkes boş boş bakıyor, nereden görecektik, “Hiç denediniz mi gözlemlemeyi?” dedi. Hiç denememiştim, o kadar meraklıyım astronomiye, ancak merak edip de uzayı nasıl gözlemlerim diye araştırmamıştım, kızdım kendime. “E nasıl gözlemleyebiliriz ki..” diye düşünürken konuşmacıdan kopmuşum, Okumaya Devam Et

“Dedem Mehmet Akif” – Yakılan Kur’an Çevirisi

Başlığı okuduğunda “nasıl yani Akif din düşmanı mı ” demiş olabilirsin, yok yok tam aksine gerçek bir dindar. Gerçek bir dindar çünkü, kurtuluşun dine sığınıp beklemekle gelmeyeceğinin farkında ve bunu savaş döneminde verdiği tüm vaazlarında dile getiriyor. Ondan önce ilginizi çekebilmek için çeviriyi gerçekten yaktırıyor onu söyleyeyim  Şimdi adım adım gidelim.

Akif’in Kastamonu’da verdiği vaazdan bir kısım:

Biz Müslümanlar, bin tarihinden itibaren çalışmayı bıraktık. Atalete, ahlaksızlığa döküldük. Avrupalılar ise gözlerini açtılar, alabildiğine terakki ettiler. Görüyorsunuz ki, denizlerin dibinde gemi yüzdürüyorlar. Havalarda ordular dolaştırıyorlar. Mademki vatanın müdafaası farz-ı ayındır, bu farzın mütevakkıf olduğu esbbı elde etmek farzdır; o halde onların kuvvet namına neleri varsa hepsini elde etmeye çalışmak farz-ı aynıdır.

Sanayi gücünün farkında olan Akif, seslendiği cemaate “Müslüman için evvela hürriyet, sonra ibadet” sözünü merkez alarak gelişmiş sanayiye sahip olmanın farz olduğunu Okumaya Devam Et

“Dedem Mehmet Akif” – Oğlunun Hüzünlü Hikayesi

Milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY üzerine konuşalım mı biraz? Mesela yaktırdığı Kur’an tercümesi ya da oğlu Emin ERSOY’un hüzünlü hikayesi veya İrtica 906 koduyla takip edilmesi ve Mısır’a olan sürgünü…

Mehmet Akif’in torunu Selma Argon’dan imzalı olarak aldığım “Dedem Mehmet Akif” adlı kitabı okumak yeni nasip oldu. Aslında kitabı çok da sevemedim ama içinden bir şeyler çıkarttım bunları da sizinle paylaşmak istedim. Dilerseniz yavaş yavaş giriş yapalım. Ha bu arada imzalı fotoğrafı da koydum oraya, havamız olur belki 

Bence en çok merak ettiğiniz oğlu Emin ERSOY’dan başlayalım, Okumaya Devam Et